BEDİÜZZAMAN SAİD-İ NURSİ VE NURCULUK -2

Bediüzzaman Said Nursi Hakkında bir önceki yazımızı bu linkten Bediuzzaman Said Nursi Ve Nurculuk 1 okuyabilirsiniz
Avrupa’nın aydınlanma sonrasındaki gelişmeleri,Osmanlının ortaçağ egemenliğine son veren girişimleri Osmanlılarda,özellikle de eğitim anlamında yanlış yapılanmalarına neden olmuştur. Bunu şununla örnekleyecek olursak,Osmanlı’nın yeniliği eğitim alanında değil de yalnızca askeri alanda gerekli gören bir bakış açısı Osmanlıları yıkılmaktan kurtaramamıştır.Osmanlıların son dönemleri eğitim çatışmalarıyla doludur. Bu çatışmalar da mektep,medrese ve tekke arasında cereyan ediyordu. Bu sırada Said Nursi ise eğitim reformlarıyla ilgili görüşlerinde ısrarlı olup medrese,mektep ve tekke arasında olan çatışmalara çözüm öneriyordu. Çözüm ise fen ve din ilimlerinin birlikte okutulmasıydı. Bunu şu sözleriyle ifade ediyordu:
“Vicdanın ziyası ulum-i diniye; aklın nuru fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacı ile hakikat tecelli eder. O iki cenah(kanat) ile talebenin himmeti(gayreti) pervaz eder. İftirak ettikleri vakit(ayrıldıkları) birincisinde taassup,ikincisinde hile ve şüphe tevellüt(doğar).”(Said Nursi,Münazarat;2010:305)
Bediüzzaman insanın toplumsal hayatının vazgeçilmezleri olan hürriyet,demokrasi ve gerçek cumhuriyetin elde edilebilmesi ve onların korunabilmesi için de eğitimin gerekliliğini vurgular.Zira”Bir millet cehaletle kendi hukukunu bilmezse ehl-i hamiyeti(insanlara hizmetkar olanları) dahi müstebit(baskıcı,zorba) yapar.” Diyordu. O toplumun kaostan çıkışını “Okumak,yine okumak,yine okumak;sonra birbirinizin elini sıkı tutmak,ittihat etmek,ittifak aleminde yaşamak!” şeklinde sunuyordu.
Said Nursi bu amaçla yeni bir eğitim modelini sunmuştur. Bu modelde mektep,medrese ve tekkenin temsil ettiği fonksiyonlar eğitimle aynı kurum bünyesinde verilmeli ve bir bütünlük oluşturacak yapıda olmalıdır. Said Nursi’nin eğitim reformunun temelini din ilimleri ile fen ilimlerinin birbirine mezc ettirilerek bilgileri öğrencilere vermektir.Ona göre  insan sadece akıldan ibaret bir varlık değildir. İnsanda akıl,kalp,ruh,sır gibi yüzlerce maddi ve manevi özellikler bulunmaktadır.
Bediüzzaman Said Nursi’nin teklif ettiği eğitim modelinde başarının en önemli modelinde başarının en önemli şartı olarak “devlet-i ilmiye” dediği eğitim sisteminde “meşrutiyet-i ilmiye” olarak ifade ettiği ilim hürriyetinin tesisini görmektir. Çünkü ancak bu sayede ilim dünyasındaki her bir fikrin paylaşımı mümkün olabilecektir. Ancak bu sayede ilimdeki ortak görüş ortaya çıkacaktır. Dahası kin, garaz, gurur, enaniyet ve şüpheleri ortadan kaldıracaktır. Bunu şöyle ifade eder:
“Zira her bir alim, kendi fikrini herkese kabul ettirmekle taklit yolunu açmak ve taharri-i hakikatin (gerçeği arama) yolunu seddetmekle (kapamakla) bir nev’i istibdad-ı ilmiye yapıyor.” (Said Nursi, Eski Said Dönemi Eserleri; 2009: 60-61)
Yaşamı boyunca her türlü baskıya karşı mücadeleyi esas alan Bediüzzaman, bu konudaki görüşünü şöyle dile getirir:
“İstibdat, gerek idare, gerek ilimde olsun, semerat-ı sa’yi (emeğin meyvelerini) istihlak ile (tüketmekle) istikbale (geleceğe) istidbar ediyor (sırt çeviriyor). İdarede kuvvet kanunda olmalı ve ilimde de kuvvet hakta olmalı. Yoksa istibdat hükümferma olur.”(a.g.e, s.61)
Said Nursi, kurmak istediği  eğitim modelinin  uygulanacağı  okulların ismine ayrı bir önem verir.O bu  eğitim kurumuna  “Medresetüzzehra” ismini verdi.Gerekçelerini ise  bu ismin  bilinirliğine , ona olan rağbeti  artırıcılığına  toplumca kabul edilebilirliğine bağlamıştır.Onun Medresetüzzehra’sı  “Alem-i İslam medresesi ve “mübarek medrese” diye adlandırdığı  Mısırda’ki  Camiü’l Ezher’in kız kardeşi  olarak kurulacaktı.Kız kardeşler doğurgan olacak, buralarda yetişen insanlar gelecekte kendi ülkelerinin başında, yönetimlerinde görev alacak İslam ve dünya kardeşliğine adım atılacaktı. Bu medrese tek yerleşim yerinde değil Bitlis, Van ve Diyarbakır’da coğrafi olarak onların ortasında yer alacaktı. Bu projeyi Said Nursi bir bütün olarak ele aldı. Medrese kendi öğrenci kaynağını kendisi oluşturacaktı. Yani ilk ve orta öğretim de bu okullarda olacak; burada mezun olanlar Medresetüzzehra’ya devam edecekti. Peki bu okulun dili nasıl olacaktı?
Said Nursi, “İnsanda kaderin sikkesi (damgası)insandır.”demektedir.O lisana giren bilginin taş üzerine işlenmiş gibi  sonsuza kadar kalır diyerek ona dilin eğitimdeki  önemini vurgular.Dahası ona dili milli duygular ışığının aynası, edebiyat meyvelerinin ağacı,  eğitim denilen hayat suyunun  aktığı bir kanal ve bir milletin değerinin gelişmişliğinin  en uygun ölçeği olduğunu vurgular ve onun ile herkesin vicdanına doğrudan doğruya etki edebileceğini söyler
Said Nursi Medresetüzzehra’nın dili içn  “Arabi vacip,Kürdi caiz,Türkçe lazım”demektedir.Anadilde eğitim  bağlamında  “Kürtçe”tartışmasının hala devam ettiği ülkemizde  Said Nursi’nin “Kürdi caiz” ifadeside bir gerçeği yansıtmaktadır.Çünkü o, en büyük düşmanlarımızdan biri olan cehaleti Doğu Anadolu’ya eğitimi medrese kapısıyla sokmakla ortadan kaldırmayı niyet etmiştir.Ayrıca Münazarat isimli eserinde;eğitim verenler için  “lisan-ı mahalliye aşina olanlar intihap edilmeli” diyerek sadece Kürtçe için değil üniversitelerin açılacağı yere göre mahalli dillerin eğitimde kullanılmasınınönemine dikkat çekmiştir.Daha da önemlisi Bediüzzaman Medresetüzzehra  projesinde hem  genel  genel eğitim hemde eğitim dilinin tesbitindeki bu farklılık İslam milletlereinin ayrılıkçı davranışlarını engellemenin mümkün olacağını, Batı kaynaklı kışkırtmalarla ırkçı yaklaşımların Müslüman topluluklarından uzak tutulabileceğini  öngörmüştü.
Türkçenin zorunlu eğitim dili olarak düşünülmesi ise 20.yy’ınbaşlarında tüm İslam toplumunu bir arada tutabilecek resmi ve devlet dilinin Türkçe olarak kabul edilmesiningerektiğini ortaya koymaktadır.

Yorumlar