BEDİÜZZAMAN SAİD-İ NURSİ VE NURCULUK -1

Öncelikle bu konuya giriş yapmadan önce din olgusuna da değinelim. Çünkü inançlar kişiler ve toplumsal kurumlar üzerinde yoğun etkiye sahiptir. Din en genel anlamında sosyal bir kurum olarak tanımlanmaktadır. Toplumsal kurumlar arasında belki de karmaşık bir yapı olarak karşımıza çıktığı gibi,dünyada pek çok yapı arasında ilk olarak fark edilen  en güçlü ve en yaygın bir kurumdur . Çünkü insanlığın ilk başlangıcından bu yana ve hala da devam eden bir sistemdir .İnsanoğlu ilk çağlardan bu yana kendinden üstün olduğu ve üstün kabul ettiği varlıklara inanma ihtiyacı duymuştur.Bu kimi zaman bi ateş kimi zaman farklı varlıklar olmuştur. Sosyolojik açıdan bakıldığında din toplumsal bir ihtiyaçtır ve toplumların örgütlenmeleri dini zorunlu kılmıştır. Böylece animistik ve çok tanrılı inançlardan tek tanrılı düzene geçilmiştir.’’Yaşanan hayatın niteliğini tayin etmede önemli olan toplumsal çevrenin pek çok unsuru içinde din kesinlikle hayati öneme sahiptir. Dini değerler,dini normlar özetle bütün dini kültür insanların hem kendilerini hem de diğer insanları anlama biçimlerini derinden etkiler.’’(Zuckerman;58).Din,toplumsal yaşam içindeki temel kurumların ana bileşeni olarak ta karşımıza çıkmaktadır.
Bilindiği üzere günümüzde din olgusu farklı gruplar tarafından sistamize bir şekilde yürütülmektedir. Belki de bunun sebebi  yoğun endüstriyel iş temposuna insanların kendilerini kaptırıp hayatlarına sadece sanayi toplumlarının yaşam tarzlarına izin verip diğer toplumsal ilişkileri ve kurumları bir kenara itmeleridir. İşte bu gruplardan biride ‘’NURCULARDIR’’. Peki nurculuk nedir ? Bir siyasi örgüt mü ?Bir mezhep mi? Bu soruların cevaplarına geçmeden önce bu grubun öncüsünü  kısaca tanımaya çalışalım:
Bediüzzaman Said Nursi 1878 tarihinde Bitlis’in Hizan kazasının İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğmuştur. Said Nursi, dördü kız, üçü erkek 7 çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğudur.”Babası Mirza Efendi ümmi; fakat dindar bir zattı.Çevresinde Sofi Mirza olarak anılan Mirza Efendi,ilme alimlere olan hürmet ve muhabbetinden dolayı kız erkek demeden bütün çocuklarını okutmuş,alim olarak yetiştirmişti.”(Menek;2008,11) Said Nursi ’nin çocukluk yılları Nurs’ta ailesinin yanında geçmiştir.Daha çocukluk denilen çağda Said Nursi”her şeyin nedenini,niçinini araştırır,anne ve babasına mütemadiyen sualler  sorardı.Herşeyin  gerçeğini araştırıcı ve tahkik edici bir yaradılışı vardı.”(Şahiner;1991:49)
Said Nur, üç devir yaşamış bir ihtiyar. Güngörmüş bir ihtiyar. Üç devir; Meşrutiyet  İttihat ve Terakki, Cumhuriyet. Bu üç devir büyük devrilişler, yıkılışlar, çöküşlerle doludur.Yıkılmayan kalmamış! Yalnız bir adam var. O ayakta. Şark yaylalarından güneşin doğduğu yerden İstanbul’a kadar gelen bir adam.İmanı sıradağlar gibi muhkem.Bu adam,üç devrin şerirlerine karşı imanlı bağrını siper     etmiş          dik  ve mağrur. Hiçbir zalim onu   eğememiş,hiçbir  alim onu yenememiş.Kayalar gibi çetin,müthiş bir irade,şimşekler gibi bir zeka;işte SAİD NUR! Divan-ı Harbler , mahkemeler,ihtilaller,inkılaplar,onun için kurulan idam sehpaları,sürgünler bu müthiş adamı,bu maneviyat adamını yolundan çevirememiş! O bunlara imandan gelen sonsuz bir kuvvet ve cesaretle karşı koymuş. .Kur’an-ı Kerim’de”İnanıyorsanız  muhakkak üstünsünüz”(Al-i İmran suresi, ayet 139)buyuruluyor. Bu Allah kelamı,sanki Said Nur’da tecelli etmiş!(Tarihçe-i Hayat;2001:545).
Said Nursi’in yaşamına bakıldığında eğitim alanından tutunda toplumsal yaşamı düzenleyen kurallar hakkında birçok görüş sahibi olduğu bilinmektedir. Nitekim yazdığı Risale-i Nur adlı eserlerinde bu alanlar mevcuttur.O toplumların ilerlemesinde dinin özellikle de Türk toplumunda yetişmiş bir alim olarak İslamiyetin  doğru yaşanmasının  yani aslına uygun yaşanmasını vurgulamıştır. Ve bunu 130 parça olan risale-i nur küllayıtında ispat etmiştir.Evet ispat diyorum çünkü günümüz ispat dönemidir .Yani bilimsel pozitif anlayış kanıtlara dayanan bir dönemdir Nitekim de Said-i nursi davasını ispat etmiş ve bunu da şöyle dile getirmiştir:’’Risale-i Nur dava değil;dava içinde bürhandır.’’O  Türk toplumunun bu denli yozlaşmasının sebebini şu nedenlere bağlamıştır:    “ Ben bu zaman ve zeminde; beşerin hayat- ı içtimaiye medresesinde ders aldım ve bildim ki: Ecnebiler, Avrupalılar terakkide istikbale uçmalarıyla beraber bizi maddi cihette kurun-u vusta da (Orta Çağda) durduran ve tevkif eden altı tane hastalıktır. O hastalıklar da bunlardır:
  • Birincisi: Ye’sin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi.
  • İkincisi: Sıdkın (doğruluğun) hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi.
  • Üçüncüsü: Adavete muhabbet (Düşmanlığa sevgi)
  • Dördüncüsü: Ehl-i imanı birbirine bağlayan nurani rabıtaları bilmemek
  • Beşincisi: Çeşit çeşit sari hastalıklar gibi intişar eden istibdat
Altıncısı:  “Menfaat-i şahsiyesine himmet-i hasretmek.” Diyerek bunların aynı zamanda çözüm yollarını da belirtmiştir.Said-i Nursi’nin  eğitim alanındaki fikirleri beklide günümüz Türiyesinin karmaşık ve bir türlü düzene girememiş yapısına çare sunar niteliktedir.Bunlar:       Geçmişten geleceğe uzun zaman geçmesine rağmen eğitim açısından hala ciddi bir değişim ya da gelişimden söz etmek oldukça zordur. İslam alemi,19.yüzyıla nazaran,Avrupa’nın yaşadığı gibi iç devrimleri,çatışmaları ya da reform ve rönesans türü atılımları yaşamamıştır.Çünkü İslam alemi(ki bunu temsil eden Osmanlı devleti olmuştur) 17.yüzyıla kadar kendi dünyasında bilime sanata ve medeniyete önem vermiştir. Bunda da din-bilim çatışmasını yaşamamasının da büyük rolü vardır. İslamiyetin, Hıristiyanlığın orta çağ dönemdeki gibi aksine akla,bilime,fenne ve doğa üzerinde düşünmeye ve aklı kullanmaya verdiği önem bunu sağlamıştır.
http://www.mahalleminsesi.com/2012/08/bediuzzaman-said-i-nursi-ve-nurculuk-1.html
Bu yazının devamı niteliğinde olan yazının 2. serisine bu linkten Nurculuk Hareketi üzerine 2

Yorumlar